Kayıtlar

2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Zihniyet Taşrası: Maskeler, Sloganlar

Resim
 Zihniyet Taşrası: Maskeler, Sloganlar ve İnsanın Çıplaklığı —————————————————————————————— İnsanlık tarihi, coğrafi sınırları aşan ama zihinlerdeki çeperleri bir türlü yıkamayan garip bir cüceliğin tarihidir. Bu cüceliğin en konforlu sığındığı liman ise "taşra" zihniyetidir. Taşra, haritadaki bir kasabadan, şehre uzak bir topografyadan ibaret değildir; o, bilginin derinliğinden kaçan, evrensel ahlaktan sapan ve kendi küçük mahallesinin feodalitesine sığınan her insanın zihinsel coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın iki uç meyvesi vardır: Taşra sağcısı ve taşra solcusu. Dışarıdan bakıldığında birbirini boğacakmış gibi duran bu iki kutup, hakikatin aynasına çıktıklarında aynı kökten beslenen ikiz kardeşlere dönüşürler. Onları birleştiren, varoluşlarını borçlu oldukları o muazzam karanlık; ilimsizlik, bilimsizlik ve kaçınılmaz bir ilkesizliktir. Taşra sağcısı, dindarlığı ve milliyetçiliği kimsenin erişemeyeceği bir kutsallık zırhı gibi göğsünde taşır. Dilinden vatan, alnından secde eks...

Nevzat ve Çöp Poşedi

 Nevzat, öyle rüzgârın önüne katıp savuracağı adamlardan değildi. Taşranın birbirine benzeyen gri sokaklarında yürürken bile aklından başka dünyalar geçerdi. İnsanların fark etmeden önünden geçtiği bir ağacın altında saatlerce oturabilir, cebindeki eski deftere cümleler karalayabilirdi. Kimi zaman bir şiirin peşine düşer, kimi zaman hiç gitmediği şehirlerin haritalarını incelerdi. İlçe müftülüğünde veri hazırlama memuruydu. Günün büyük kısmı evraklar, yazışmalar ve ekran başında geçiyordu. Fakat kimsenin bilmediği bir sırrı vardı. On iki yıldır maaşından küçük bir miktar para ayırıyordu. Eski bir teneke kutunun içinde biriken o para bir ev almak, araba almak ya da düğün yapmak için değildi. Gitmek içindi. Nereye olduğunu kendisi de bilmiyordu. Belki deniz gören bir şehre. Belki büyük bir kütüphanenin bulunduğu bir yere. Belki de yalnızca kimsenin onu tanımadığı bir sokağa. Ama gidecekti. Buna inanıyordu. Otuz yaşını geçince insanlar ona farklı gözle bakmaya başladı. Kurumdaki tek b...

Gökyüzüne İhraç Edilen Adalet: Bir Sömürü İttifakı

​İnsanlık tarihi, biraz da insanın kendi yarattığı kavramların esiri olma hikayesidir. Doğanın bilinmezliği karşısında duyulan o saf çocuksu korku, zamanla yerini sistemli bir "hurafe" imparatorluğuna bıraktı. Bugün adına kutsal dediğimiz pek çok yapı, aslında insanın anlam arayışından ziyade, muktedirin halkı yönetme arzusuna hizmet ediyor. ​Yeryüzünde adaleti tesis edemeyen insan, çareyi onu "başka bir dünyaya" ihraç etmekte buldu. Ahiret, sadece bir inanç meselesi değil; bu dünyadaki talanın, rüşvetin ve hırsızlığın üzerini örten devasa bir perde haline getirildi. "Burada hakkın yeniyor ama orada hesap sorulacak" vaadi, emekçinin öfkesini dindiren, onu pasifize eden ve hakkını arama iradesini elinden alan en etkili uyuşturucudur. Gerçekler ne kadar acıysa, bu yalan da o kadar parlatıldı; çünkü açlığı ve sömürüyü ancak "kutsal bir sabırla" katlanılabilir kılabilirlerdi. ​Bu noktada kapitalizm ve kurumsal dinler, aynı madalyonun iki yüzü gibi bi...

Ölmeden Önce Okunması Gereken 15 Filozof ve Nedenleri

Ölmeden Önce Okunması Gereken 15 Filozof ve Nedenleri 1. Epictetus — Kontrol edebildiklerin ve edemediklerin arasındaki farkı anlamak için. 2. Seneca — Zamanın değerini ve onu nasıl boşa harcadığımızı görmek için. 3. Plato — Tüm soruların altındaki asıl soruları keşfetmek için. 4. Aristotle — Erdem ve pratik ahlak üzerine düşünmek için. 5. Immanuel Kant — Sonuçlardan bağımsız bir görev ahlakını kavramak için. 6. Arthur Schopenhauer — Acıyı dürüst ve çıplak bir şekilde anlamak için. 7. Albert Camus — Anlam bulabilmenin yollarını görmek için. 8. Simone de Beauvoir — Özgürlük ve sorumluluğun iç içe geçtiği dünyayı anlamak için. 9. Ludwig Wittgenstein — Dilin sınırlarının düşüncenin sınırlarını nasıl çizdiğini görmek için. 10. David Hume — Varsayımlarını sorgulayıp parçalamak için. 11. Zhuangzi — Değişimi kabullenmenin radikal özgürlüğünü keşfetmek için. 12. Nagarjuna — Boşluk kavramıyla özgürleşmeyi anlamak için. 13. Hannah Arendt — Kötülük ve insan yargısının doğasını sorgulamak için. 14...

Yaşamak Umurumdaydı

  Yaşamak umurumdaydı bir zamanlar. Bunu şimdi söyleyince bile biraz utanıyorum. Çünkü insan bazı cümleleri sadece gençken kurabiliyor; sonra o cümleler insanın elinde ağırlaşıyor. O sabah erkenden kalkmıştım. Pencereyi açtım. Antalya’nın o tuhaf sabahlarından biriydi; hava ne serindi ne sıcak, sadece bekliyordu. Sokakta bir kedi çöp poşetini didikliyordu. Bir kadın balkonunu yıkıyordu. Dünya sanki küçük işlerle kendini ayakta tutuyordu. Ben o günlerde her şeye yetişmek isterdim. Kitaplar alırdım, sanki hepsini okuyacak kadar uzun bir hayatım varmış gibi. Defterler alırdım, sanki içimde anlatılmayı bekleyen büyük bir hikâye varmış gibi. İnsanlarla tanışırdım, sanki içlerinden biri benim kaderimi değiştirecekmiş gibi. Yaşamak umurumdaydı. Bir gün bir kadına rastladım. Bir kitapçıda. O da kitapları koklayan insanlardandı. Böyle insanları hemen tanırsınız; kitabı önce kapağından değil, içindeki ihtimalden tutarlar. Kitapçı sessizdi. Rafların arasında dolaşan toz bile ağ...

Stratejik bir aşk yaşayamıyoruz

Stratejik bir aşk yaşayamıyoruz  devlet her şeyi görüyor sanki  montajlar, kozmik odalar  falan K ravatın sıkması gibi boğuyor haber bültenler i Borsanın yükselişine bağlamışlar tebessümlerimizi Para sayma makineleri ile sayıyorduk sevaplarımızı Günahlarımızdan habersiz saklanıyorduk Stratejik bir aşk yaşayamıyoruz Aralıkta kar yağmıyor, su geçiriyor şemsiyeler bile Alt üst olmuş iklimlerden bize ne Hava durumuna aldırmadan giyinen çocuklarız şunun şurasında Stratejik bir aşk yaşayamıyoruz  belki ama Ateşin  icadından önceki yanmaya, S azın icadından önce ki sözlere  de  inanmıyoruz Sıkılıyorduk çay bitti dediklerinde Cemaatten fazla imam gördüğümüzde bir de Gönlümüz bize aklımızdan daha yakındı aşk yaşarken Stratejik bir aşk yaşayamıyoruz Hesap makinesi kullanır gibi yaşıyoruz

Vizeleri Kaldırmayın

"cebimdeki adreslerde ümit kalmadı doğadan bir vahiy bekledimse boşunaydı " İsmet Özel ülkeler arası vizeleri kaldırıp hayatlar arası vize uygulamalıydık sormalıydık hayatımıza giren insanlara nereden düştün kaybettiklerin neler diye kazandıklarıyla ilgilenmiyorduk insan kaybetikleriyle insan olabilirdi çünkü biliyorduk ve bu bildiklerimiz bizi boğuyordu çünkü insan denen varlık önce kendisine bir çatı arıyordu topraktan gelen insan çamura kir diyordu hayatlar arası vize uygulamalıydık çünkü hayatlarımız birer randevu evi değildi ...

Büyümek Ruh Hastası Olmaktır Sevgili

ömrümüzün en yırtık zamanlarındayız sevgilim kaderimizi dikiyoruz bir nakkaş hassaslığında  olmamız gereken yerler bize çok uzak zor toparlandık, içimizi kimseye dökmeye niyetimiz yok yasal bir haktır bıkmak ve biz sevgili bıkma hakkımızı yaratılmış her canlıya karşı kullandık baş ucuna bayramlık ayakkabısını saklayarak uyuyan çocuktum öldüğümde özel eşyalarımı kutup ayılarına bırakmayı düşünecek kadar tuhaf adam oldum büyümek dedikleri şey, sanıyorum ruhsal bir hastalık tedavisi ise hiç yok dünyanın en büyük iki yalanı var sevgilim ilki bu da geçer adında uydurdukları teselli dolu yalan diğeri ise elbet bir gün buluşacağız diye efkarla söylenen şarkının sözleri büyümek Zeki Müren'e düşman olmakmış ve hepimiz birer ruh hastasıymışız

Merhaba Ulan Dayananlar

MERHABA ULAN DAYANANLAR Merhaba ulan dayananlar. Sabah alarmına söve söve uyanıp yine de kalkanlar. Canı kırık ama omzu dimdik gezenler. İçinden “yeter” deyip dışından “devam” edenler. Bu dünya fazla ciddi. Fazla hesapçı. Fazla aceleci. Ama siz… Hâlâ birine çay koyuyorsunuz. Hâlâ bir kitabın altını çiziyorsunuz. Hâlâ bir çocuğun başını okşarken yumuşuyorsunuz. Dayanmak pasiflik değildir. Dayanmak; yıkılmamak için her gün yeniden karar vermektir. Öfkeyi zehre dönüştürmemektir. Kırılınca kabalaşmamaktır. Merhaba ulan dayananlar. Sizi kimse alkışlamadı belki. Ama dünya sizin sessiz inatçılığınızla dönüyor. Biz romantik değiliz. Saf da değiliz. Sadece vazgeçmiyoruz. Çünkü vazgeçmek kolay. Dayanmak karakter ister. Ve bir gün, bu fazla ciddi dünya biraz gevşerse, biraz insaf öğrenirse, biraz gülmeyi hatırlarsa… Bilin ki bunu en çok siz başardınız. Merhaba. İyi ki varsınız.

Edebiyat Hakkında 50 Şey

Edebiyat Hakkında Bu 50 Şeyi Biliyorsanız, Kültür Sizsiniz. Nazım’ı, Tanpınar’ı, Yaşar Kemal’i tanıyor; bir de Dostoyevski’nin, Camus’nün, Márquez’in cümlelerinde kendinizi buluyorsanız… Siz sadece okur değil, kültürsünüz.  1. Nazım Hikmet’in Sevdalı Bulutu sadece masal değil, özgürlüktür. 2. “Tutunamayanlar” sabır değil, yolculuktur. 3. “Kürk Mantolu Madonna” aşk değil, yalnızlıktır. 4. Tanpınar’ın “Huzur”u, huzursuzluğumuzu anlatır. 5. Cemal Süreya’nın “y” harfi bir kaybediştir. 6. Sait Faik’in Burgazada’sı hâlâ deniz kokar. 7. Yaşar Kemal’in “İnce Memed”i dağ değil, vicdandır. 8. Halide Edib kadın değil, direniştir. 9. Can Yücel’in küfrü bile inceliktir. 10. Aziz Nesin güldürürken düşündürür. 11. Orhan Kemal’in karakterleri hâlâ aramızda yaşar. 12. Cahit Sıtkı “Otuz Beş Yaş”ta hayatın farkındalığını anlatır. 13. Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi”si ölümün en zarif tarifidir. 14. Necip Fazıl’ın “Çile”si bir felsefedir. 15. Ahmet Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim”i destandır. 16. ...

Nezaketin Estetik İsyanı

Nezaketin Estetik İsyanı                      Yusuf KARA [1] Nezaket, ahlaktan ziyade sanattır.  Günümüz dünyası, nesnenin özünden ziyade sunumuna, hakikatin kendisinden ziyade onun temsiline tapınan bir "ambalaj kültürü" tarafından kuşatılmış durumdadır. Bu kültürel iklimde, ontolojik bir kayma yaşanmakta; içerik, kendisini çevreleyen zarfın görkemine kurban edilmektedir. Cenazenin ölen kişiden, düğünün aşktan, fiziksel imajın ise zekâdan daha öncelikli kabul edildiği bu benzetim evreninde, varoluşun niteliği niceliğin gürültüsü altında can çekişmektedir. Zira modern insan, tanrısını vitrinlerde arayan bir putperest gibi, cevheri değil arazı [2] kutsamaktadır. Bu derin kirliliğin ve sığlığın ortasında nezaket, alelade bir görgü kuralı olmanın ötesine geçerek, bu çağın en "yakışıklı" ve sarsıcı estetik duruşu olarak belirir. Nezaket, ahlakın katı ve teorik sınırlarını aşarak bir icra sanatına dönüşürken, aslında ambalajın hük...