Nezaketin Estetik İsyanı

Nezaketin Estetik İsyanı
                     Yusuf KARA [1]
Nezaket, ahlaktan ziyade sanattır.
 Günümüz dünyası, nesnenin özünden ziyade sunumuna, hakikatin kendisinden ziyade onun temsiline tapınan bir "ambalaj kültürü" tarafından kuşatılmış durumdadır. Bu kültürel iklimde, ontolojik bir kayma yaşanmakta; içerik, kendisini çevreleyen zarfın görkemine kurban edilmektedir. Cenazenin ölen kişiden, düğünün aşktan, fiziksel imajın ise zekâdan daha öncelikli kabul edildiği bu benzetim evreninde, varoluşun niteliği niceliğin gürültüsü altında can çekişmektedir. Zira modern insan, tanrısını vitrinlerde arayan bir putperest gibi, cevheri değil arazı [2] kutsamaktadır.
Bu derin kirliliğin ve sığlığın ortasında nezaket, alelade bir görgü kuralı olmanın ötesine geçerek, bu çağın en "yakışıklı" ve sarsıcı estetik duruşu olarak belirir. Nezaket, ahlakın katı ve teorik sınırlarını aşarak bir icra sanatına dönüşürken, aslında ambalajın hükümranlığına karşı sessiz ama aristokratik bir başkaldırıdır. O, muhatabının dışsal kabuğuna değil, hor görülen ve unutturulan "tözüne" yönelen bir saygı nişanesidir. Şatafatlı düğünlerin sahte kalabalığında veya görkemli cenazelerin ruhsuz protokollerinde, bir bakışın taşıdığı o rafine zarafet; ambalajın sakladığı çürümüşlüğü deşifre eden bir ışıktır. Nezaket, hakikati muhatabının ruhunu kanatmadan sunabilme ustalığıdır; ahlakın kaba saba bir emir kipi olduğu yerde, nezaket o emri bir melodiye dönüştürür.
İşte tam da bu noktada edebiyat ve felsefe gibi sanatsal ilimler, sadece birer entelektüel meşgale değil, yaşamın yitirilen anlamını muhafaza eden kutsal sığınaklar haline gelir. Felsefe, ambalajın arkasındaki varlığı sorgulayarak bizi "nomos"un [3] yapaylığından ve "doxa"nın [4] sığ sularından çekip çıkarır. Edebiyat ise cenazesi kalkanın yarım kalmış hikâyesini veya düğünü yapılanın gizli kederini anlatarak hakikati estetik bir formda yeniden inşa eder. Felsefe yaşamın "nedenini" sorarken, edebiyat o "nedenin" kalpte bıraktığı sızıyı tasvir eder. Bu ilimler, nezaketin o zarif dokunuşuyla birleştiğinde, insanı ambalajın tahakkümünden çekip çıkararak tekrar kendi özüyle buluşturur.

Nezaket, ahlakın o soğuk ve katı kurallar silsilesinden firar edip bir sanat eserine dönüşme iradesidir. Eğer ahlak bir yapının ruhsuz taşıyıcı kolonlarıysa; nezaket, o yapının gün ışığını içeriye buyur eden penceresi, duvarındaki ince işçilik ve kapısındaki zarif eşiktir. Doğruyu söylemek ahlaki bir ödevdir, ancak o doğruyu muhatabının ruhunu kanatmadan, bir kanaviçe gibi işleyerek sunmak yüksek bir zanaattır. İnsan ilişkilerinin o ham ve hoyrat boşluğunda; kelimeleri birer nota gibi dizmek, susuşu bir ritme oturtmak, varoluşun kaba köşelerini zarafetle yontmaktır bu. Hakikat ancak nezaketin estetik süzgecinden geçtiğinde, kalpte kalıcı ve asil bir iz bırakabilir.
 Sonuç olarak; maskelerin ve parıltılı kabukların kutsandığı bu çağda, nezaket en asil, sanat, edebiyat ve felsefe ise en gerçek rehberdir. Yaşamın kalitesi, dışarıya yansıtılan ışıltı ile değil, içeride saklanan derinliğin zarafetiyle ölçülür. Ambalajın sahte vaatlerini reddedip, nezaketin o ince işçiliğiyle ruhun kaba köşelerini yontmak, varoluşu başlı başına bir sanat eseri kılma iradesini göstermektir. Çünkü hakikat, ancak zarafetle harmanlandığında insan ruhunda kalıcı bir iz bırakabilir.





[1] Yusuf Kara, Bağımsız Araştırmacı/Yazar / @yuskara@hotmail.com
[2] Araz: Kendi başına var olamayan, var olmak için bir cevhere ihtiyaç duyan, geçici ve değişken özelliklerdir.
[3] Nomos, antik Yunancadan gelen ve felsefe tarihinde derin izleri olan bir kavramdır. En temel anlamıyla "yasa", "töre" veya "gelenek" demektir
[4] Doxa, Antik Yunan felsefesinde (özellikle Platon’da) "sanı", "kanaat" veya "yüzeysel bilgi" anlamına gelir.








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ölmeden Önce Okunması Gereken 15 Filozof ve Nedenleri

Gökyüzüne İhraç Edilen Adalet: Bir Sömürü İttifakı

Büyümek Ruh Hastası Olmaktır Sevgili